Sayfalar

mehmet fahri sertkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet fahri sertkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Adanmış bir ömür... | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, çanakkale savaşı, safiye hüseyin elbi, şemsi nine, şehit, düşman, hemşire, türk kadınları,


"Savaşın Kadınları"nda savaş devam ederken geri planda kahramanca direnen kadınların öyküleri de anlatılıyor. İlk hemşiremiz Safiye Hüseyin Elbi, savaş sırasında ön saflarda hemşirelik yapmış. Elbi parmaklarını göstererek:


➥ "Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım" diyor. 

Şemsi Nine ise geride kalanlardan, erini askere gönderip yol gözleyenlerden. 16 yaşında evlenen Şemsi Nine'nin kocası evlendikten üç gün sonra gönüllü olarak Çanakkale'ye gitmiş. Giderken:

➥ "Gençsin, güzelsin. Ne olur, ben gelinceye kadar sokağa çıkma! Gözüm arkada kalmasın" 

diyen ve savaşta şehit olan kocasının arzusunu yerine getirmek için ömrü boyunca hiç dışarı çıkmamış. Yıllar sonra evinden ancak cenazesi çıkmış.



*Resim temsilidir.

Çanakkale'de savaşan Türk kadınının annesi ve çocuğu da yanındaydı | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, çanakkale savaşı, türkler, türk kadınları, times gazetesi, hatıratlar, asker, düşman, cephe,

Times Gazetesi'nde yayınlanan bir başka askerin hatıralarında da yaşlı annesi ve çocuğu ile savaşan keskin nişancı bir kadın anlatılıyor.



➥ "... O, bir Türk kadın savaşçısıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyor, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçtiğinde, yanında yaşlı annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar, bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanıyorum öldürdüğü bazı kurbanlarını süngülemişti de. Üzerinde 16 askerimizin künyesiyle, oldukça yüklü miktarda yabancı para bulduk"


*Resim temsilidir.


52 kurşun yarasıyla düşmanla çarpıştı | Akademi Dergisi

akademi Dergisi, mehmet fahri sertkaya, 18 mart, çanakkale savaşı, kadın savaşçılar, türk kadınları, ölüm, şehit, mete tunçoku, mektup,


Tunçoku'nun araştırmalarına göre kadın savaşçılar, gizlendikleri yerden vurulup ölene kadar durmadan ateş ediyor ve attıklarını vuruyorlardı. Bu kadın savaşçıların kim olduğu, bireysel mi yoksa bir grup halinde mi hareket ettikleri tam olarak bilinemiyor. Avusturalyalı piyade er J. C. Davies, annesine yazdığı mektupta, kendilerine karşı çarpışan bir kadın savaşçıyla ilgili şunları anlatıyor:


➥ "Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak, gün batmadan, bir Avusturalya'lı tarafından öldürülmesine gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19- 21 yaşlarında genç bir kızdı. Bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı."


*Resim temsilidir

Anzaklar hayal zan etti | Akademi Dergisi

18 Mart, akademi dergisi, anzaklar, cephe, çanakkale savaşı, gerçek kahraman, kadın savaşçılar, mehmet fahri sertkaya, mete tunçoku, şehit,

Anzak askerlerinin mektup ve hatıralarında yer alan kadın savaşçılar tartışma konusu olmuş, kimileri tarafından da zorlu savaş koşullarında ruhsal çöküntü içinde olan birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak değerlendirilmiş. Bu konuda çalışan ve "Çanakkale 915 Buzdağının Altı" kitabında değinen Prof. Mete Tunçoku, yabancı asker mektupları ve günlüklerini "yer, zaman, olay" boyutuyla karşılaştırmış ve anlatılanların doğru olduğuna dair kanaatinin güçlendiğini belirtmiş. 



Mısır'da yayınlanan "The Egyptian Gazete" adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye'den ailesine yazdığı mektupta, kendilerini yeşile boyayarak kamuflaj yapan kadın savaşçılardan bahsediliyor.

➥ "... şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında, adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada, pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar."


*Resim temsilidir.


Alun şu uğursuzu! Bana bahalıya oturdu.| Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, 18 Mart, mitralyöz, çanakkale savaşı, şehit, vatan, vatan sevgisi, düşman,


Çanakkale'de; Kanlısırt'taki düşmanın ileri siperlerinden birinde bir mitralyöz, fırkanın bütün cephesini taciz ediyordu. Daha bitirilememiş gizli yollardan bâzıları bu mitralyözün ateşi altında idi. Ara sıra sipere gelirken vurulanların acı haberlerini alıyorduk...

Gece toplanmış konuşuyorduk. Sohbetimiz bu uğursuz mitralyöz üstünde dönüp duruyordu:

- Ey!.. Bu mitralyöz tahrip edilemeyecek mi?

- Siperler yakındır, topçu ateş edemez.

- Bir hücum yapsak! Kumandan müdâfaada kalmayı tercih ediyor.

Sen ne dersin ha, Mustafa Çavuş; can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz?

O, cevap vermedi; derin derin düşünüyordu; Akşehir'in Karapınar nahiyesinden Mehmed oğlu Mustafa, en babayiğidimiz idi. Bahis değişmek üzere iken Mustafa Çavuş: 'Ben bunu gidip götürürün!" dedi. "Satmıyorlarmış gâlibâ!..." diye latife ettik. Fakat o, hiç tavrını bozmadı. Kendini siperin üstüne fırlattı. İki hemşerisi arkasından koştu. Hepimiz heyecandan sararmış, tüfekleri sıkıyorduk. Şu dakika hücuma kalkmak için öyle dayanılmaz bir arzu duyuyorduk ki. Hey yâ Rabbi, eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!..

Kulaklarımızı toprağa yapıştırıp kurşun seslerini, bomba uğultularını dinleyerek tam bir çeyrek bu vaziyette bekledik...

Mustafa Çavuş arkasında bir mitralyözle geliyordu. Yanında bir kişi vardı. Sonra anladık ki, üç arkadaş görünmeksizin ilerlemişler, mitralyözün bulunduğu sipere atlamışlar, birkaç süngü darbesinden sonra, büyük bir baskına uğradığını zan eden düşman dağılmaya başlamış. Mustafa Çavuş mitralyözü omuzlamış dönerken arkadaşı alnına isabet eden bir kurşunla şehîd düşmüş...

Mustafa Çavuş, arkasında zaptettiği mitralyözle, gözleri yaş dolu yanımıza geldi. Kaybettiği arkadaşının teessüründen titreyen bir sesle: "Alun şu uğursuzu, bana bahâlıya oturdu!" dedi.

| Çanakkale Cephesi, Çamlıca Basım Yayın

Çanakkale Savaşı'nda 14 yaşındaki son evladını cepheye uğurlayan ana. | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, 18 Mart, çanakkale savaşı, şehit, vatan, cephe,

Çanakkale Savaşında 3 evladını şehit verip, 14 yaşındaki son evladını cepheye uğurlayan ana. 


Şu garibanlığa bakın ki, üstte yok, elde yok, ayakta yok!

O haldeyken bile bu vatanı teslim etmedi analarımız! Atalarımız!



Çanakkale cephesinde bir müderris Abdullah Fevzi Efendi | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, çanakkale savaşı, 18 Mart, abdullah fevzi efendi, gerçek kahraman, Osmanlı Devleti, alim, müderris, şehit, ırak


20. yüzyılın başlarında 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu, ardı ardına topraklarını kaybediyordu. Elinizdeki kitapta hâtıra ve notlarını okuyacağınız Abdullah Feyzi Efendi, bu karmaşık günlerde yaşanılan olayların ve muhtemel sonuçlarının neler getirip neler götüreceği hususunda, oturduğu yerden bir şeyler yapmanın imkânsızlığını fark etmiş, dört duvar arasından çıkıp hayatın içine dalma cesaretine sahip, entelektüel bir medrese âlimidir. 

Müderrislere tanınan askerlikten muafiyet hakkına rağmen, gönüllü olarak orduya yazılır ve Çanakkalede başlayıp, Irak cephesinde nihayete eren bir tecrübeye imza atar. Verilen şehit sayısıyla iftihar edilen bir zaferin arkasında yatan örtülü gerçekler, bugüne kadar kalıplaşmış düşüncelerimizi sorgulamamız gerektiğini açıkça ortaya konmakta; muhtelif eserlerde kimi örtülü, kimi açık dile getirilen bazı belirsiz konular, hadisenin bizzat içinde yer almış bir entelektüelin kalemiyle bu kitapta adeta ete kemiğe bürünmekte.

Çanakkale Savaşı'nda attığını vuran keskin nişancı Türk kadınları | Akademi Dergisi

akademi dergisi, avustralya, çanakkale savaşı, mehmet fahri sertkaya, mete tunçoku, profesör, savaşın kadınları, türk kadınları, yeni zelenda, zümrüt sönmez,

Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerindeki asker mektupları, Çanakkale Savaşı'nda pusuya yatıp çarpışan, attığını vuran Keskin Nişancı Türk kadınlarından bahsediyor.

Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerinde yapılan araştırmalar Çanakkale Savaşı'nda kadınların sadece geri planda kalmayıp, keskin nişancı olarak bizzat savaştıklarını ortaya koydu. Yarımada Yayınları'ndan çıkan ve Zümrüt Sönmez'in hazırladığı derleme kitap "Savaşın Kadınları"nda, pek bilinmeyen keskin nişancı Türk kadınları anlatılıyor. 

Prof. Mete Tunçoku'nun araştırmaları sonucu doğru olduğu düşünülen "Keskin Nişancı Kadın Savaşçılar"ın kimler olduğu bilinmiyor.

Çanakkale'de denizaltılar savaşı | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, çanakkale savaşı, deniz savaşları, düşman, barbaros hayrettin paşa, 18 Mart, gerçek kahraman, kahraman,

Gelibolu Yarımadası’nda kara savaşları devam ederken 5. Ordu’nun bütün ihtiyaçları İstanbul’dan temin ediliyordu. Kara ve demiryolu nakliyatı zor olduğu ve uzun zaman aldığı için cepheye deniz yoluyla ulaşılıyordu. Deniz sevkiyatının durdurulması 5. Ordu’nun cephanesiz, askersiz ve yiyeceksiz kalması demekti.


18 Mart 1915’te denizde aldıkları büyük mağlubiyetten sonra kara savaşlarında da istedikleri neticeyi alamayan İtilaf Devletleri denizaltılarını devreye almaya karar vermişlerdi. Denizaltılarının Boğaz’ı geçerek Marmara Denizi’nde nakliyata mâni olmak ve İstanbul’u tehdit etmek en mühim hedefleriydi.

Çanakkale Savaşları sırasında deniz üstünden ve karadan Çanakkale’yi geçemeyen düşman, ancak denizaltıları ile Boğaz’dan girip çıktı. Fakat Beşinci Ordu’nun İstanbul ile olan irtibatını kesemediler.

Düşman bu harekât sırasında 8 harp gemisi, 2 zırhlı kruvazör, 2 gambot, 1 muhrip, 1 mayın gemisi, 1 karakol gemisi, 1 nakliye gemisi ve 31 ticaret gemimizi batırdı. Bunun yanında 200’den fazla yelkenli ve mavnayı tahrip veya imha ettiler.

Buna karşılık İtilaf Devletleri’nin de kayıpları ağırdı. Harekât sırasında; 5 İngiliz ve 3 Fransız denizaltısı ile 1 Avustralya denizaltısı yani 9 denizaltı batırıldı ve Turquoise adlı Fransız denizaltısı esir alındı.

Çanakkale Savaşı öncesinde Harb-i Umumi’de Türk donanması maddeten ağır kayıplar vermişti. Fakat Türk bahriyelileri bu harp senelerinde manen ve harp tecrübesi itibariyle çok yükseldiler. İtilaf devletleri donanmaları maddi üstünlüklerine rağmen muvaffak olamadılar.

İtilaf devletlerinin muvaffakiyetsizliklerinin en büyük sebebi Türk bahriyelilerinin fedakârca çalışmalarıdır. Onlar Barbaros, Turgut, Salih Reis ve emsali deniz kahramanlarımızın torunları olduklarını ispat ettiler.

Yakın Tarihimizin En Kazık Sorusuna Cevap Bulundu | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

atatürk ilke ve inkılapları, Cumhuriyet Tarihi, ingiliz ajanı, kurtuluş savaşı, Mehmet Fahri Sertkaya, Mustafa Kemal Atatürk, akademi dergisi, gerçek mi


Not: Başka yerde yok.. Dikkatle okuyunuz...

➥ "İngilizler Çanakkale savaşında mağlup olup gittiler. Üç sene sonra gelip hiç savaş olmadan boğazı geçtiler. İstanbul'u beş sene fiilen işgal altında tuttular. Bazen bir ay aralıksız bombardıman yaptılar. İnsanımız sokaklarda ölüp kalan anasının, evladının cesetlerini almaya imkan bulamadı. Evlerinden çıkamadı. General Refet Bele bir kolordu ile İstanbul'u kurtarmak istedi. Varlık bile gösteremedi. İyi de birader o zaman bu Gâvur neden İstanbul'u bize bırakıp gitti?" sorusunun en akademik, en ilmi, en bilimsel cevabı...


➥ Teknolojik üstünlüğe sahip denizaltılarını İstanbul'un usta balıkçılarının avlamasından korktular... O zamanın balıkçıları şimdikiler gibi değildi. Bazı balıkçılar kol kadar kalın misinalar ile avlanırlardı. Hiç bir deniz kuvvetimiz kalmamış olsa da, bu, İngilizler için çok ciddi bir sorun teşkil ediyordu...

➥ İstanbul'u bazen aralıksız bir ay boyunca bombalayan hava kuvvetlerini ise elinde sapan ile mahalle kavgası yapan çocuklarımızın vurup düşürmesinden korktular... Evet, evet.. Şaka değil.. Öyle çocuklardı ki bunlar uçan pilotu gözünden vurup ıskalamayabilirlerdi... İngiliz Kraliyet ailesine sunulan bir istihbarat raporu bunu teyit etmektedir. Bu durum da İngilizlerin savaşmadan çekip gitmesi için önemli bir sebeptir.

➥ Savaşacak gencimiz, askerimiz kalmamış olsa da, mitralyözlere karşı gelebilen, kurşun işlemeyen, elinde satırla, kazma ve kürek ile el bombalarını, makinelileri es geçebilip seri olarak İngiliz askeri öldürebilen Ayşe Nene ve Mehmet dedelerin çıkabilme ihtimali de yine İngilizleri buna zorlamıştır.

Bu nedenlerden dolayı, kendi talepleri ile Mudanya da bir barış antlaşması yapıp çekip gittiler.. Halbuki bu vakitlerde General Refet Bele komutasındaki bir kolordumuz(buna ordu, mensuplarına asker denilir mi bilinmez) İstanbul'u kurtarmak istemişti de varlık bile gösterememişti...


Tuhaf insanlar bu ingilizler... Memleketlerine döndüklerinde bile korkudan kalp atışları hala normal değildi ve bu kalplerin çıkarttığı gürültü çevre kirliğine bile sebep olmuştu. İngiliz halkı askerlerinin halini görünce ne denli büyük bir beladan kurtulduklarının farkına varmışlardı. Felaket adeta İngilizleri teğet geçmişti. O sıralar herkes İngiliz halkını yönetenlerin ne kadar liyakatli insanlar olduklarını bir kez daha anlamıştı.

Bu inanılmaz(!) sonuca götüren çok önemli bir nokta daha var... Hatta bu en önemlisi... İngilizler İstanbul'u yeni işgal ettiklerinde bir paşa (Mıstıfa Kamal Adıtürk) "Geldikleri gibi giderler" demişti de İngilizler bunu duymamışlardı. Bu apar topar kaçışları bu paşanın bu sözünü tam beş sene sonra duymalarından kaynaklandı... Tarihçiler de bu hususta hem fikirdirler...

İşte "O olmasaydı halimiz ne olurdu?" sorusunun cevabı da bu...

Vatan sana minnettardır Adıtürk!

Bu arada İngilizler, Fransız, İtalyan ve Yunan'a, "Siz de çekilseniz iyi edersiniz. Usulünce savaşarak çekilin. Bu paşa başka paşa... Biz çok korktuk. Adam 1.60 boyuna, şaşı/kör gözüne, gündüzleri bile çakırkeyf gezmesine rağmen dikkate şayan birisi... İngiliz Kraliyet Ordusu, müttefiki Yunanistan'ı, İtalya'yı ve Fransa'yı ikaz eder." dediler...

Bundan sonrasını zaten biliyorsunuz.

Devrimler, idamlar, İstiklal Mahkemeleri, Allah demenin yasak olması... Camilerde bile "Tanrı uludur" diye bağırılması... Camilerin satılması, ahır, depo, CHP parti binası yapılması... Sabetayistlerin devleti ve özel sektörü ele geçirmesi... Selanik'ten Türk diye Sabetaycıların getirilmesi... 6 Ekim İstanbul'un kurtuluşu törenlerinin her sene yapılması ama kimin kurtardığının bilinmemesi ve daha nice uydurma iddialar tamamen insanımızın aklını karıştırmaya yönelik iddialardır ve asılsızdırlar...

Bunların hiç biri asla yaşanmamıştır ve İngilizlerin çekilip gitmesi sadece yukarıda anlattığımız sebeplerdendir. Bu iddialarla alakası yoktur.

Daha önce de tekrar tekrar söylediğimiz gibi, Atatürk yarı ilah biriydi ve bütün bunlar Atatürk'ün tasarrufuydu.



(Hiç bir şey anlamadıysan sakın bir daha okuma... Bir daha okusan da anlamazsın..)



DİKKAT! Bu yayınımızı, Facebook, Instagram, WhatsApp ve benzeri Amerikan/Siyonist menşeli ortamlarda paylaşırsanız, arkadaş listenize ya da takipçilerinize gerçekten gösterildiğinden ve taktik surette sansürlenmediğinizden emin olunuz. 

Çanakkale’de düşmanın galibiyetine Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri izin vermedi. Ian Hamilton'un günlüğündeki esrarengiz hadise... | Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, mehmetcik, çanakkale savaşı, ian hamilton, süleyman hilmi tunahan, 18 bin alem, dinan-ı salihin, silsile-i sadat, rüya,


“Yeter bu kadar Müslüman kanı akıttığın, artık buralardan def ol git!”

#Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin, Çanakkale Savaşları sırasında düşmanlarımızın baş komutanı olan General Hamilton’u ensesinden tutup denize sokup çıkararak “Yeter bu kadar Müslüman kanı akıttığın artık buralardan defol git” dediği, cemaat mensupları arasında 70 seneden daha fazla süredir hep konuşuldu. Silsile-i Sadatın 33. ve son halkası olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin talebeleri, bu bilgiyi sonraki dönemlerin talebelerine de hep anlattı. 

Anlatılanlar pek çok kimseye abartılı ve gerçek dışı geldi. Ta ki Hürriyet gazetesi Hamilton'un günlüğünü Türkçe olarak yayınlayana kadar... Bakın Hamilton neler yaşamış ve neler yazmış günlüğünde:

"2 Eylül 1915, Dün gece korkunç bir rüya gördüm. Aslında bu bir rüya değil kâbustu. İmroz'da istirahate çekilmiştim. Birden kendimi Helles (Seddülbahir) kıyılarında buldum. Boğazımdan demir bir kıskaç gibi sıkan sert bir el, beni suyun dibine doğru batırıyordu! Sular başımı aşmak, boğulmak üzereydim. Kendime geldiğim zaman ter içindeydim ve titriyordum. Çadırımda yabancı birisinin varlığını hissediyordum. O meşum (uğursuz) şey uzun süre sanki yanımdan ayrılmadı! Şimdiye kadar böyle korkunç bir şey yaşamamıştım. Gelibolu'nun meşum (uğursuz) bir yer olduğu fikri kafamda yer etmeye başladı. Yaşadığım hadisenin etkisinden saatlerce kurtulamadım. Sanki biz bu topraklara daha gelmeden akıbetimiz kararlaştırılmıştı." (Gelibolu Günlüğü. Ian Hamilton, Hürriyet yayınları 1972)


"Allah dostlarının himmet kudreti ile bu alemde olmayacak şey yoktur." 

| Süleyman Hilmi Tunahan k.s.

İLGİLİ İKİ ÖNEMLİ YAYIN DAHA VAR: 

1- Aslında dünyayı yöneten, herkesin bilmediği bir manevi kurul var tıklayın!

2- Aslında sadece dünya değil, 18 bin alem ve bütün kainat bu manevi divana-kurula bağlı tıklayın!

DİKKAT! Bu yayınımızı, Facebook, Instagram, WhatsApp ve benzeri Amerikan/Siyonist menşeli ortamlarda paylaşırsanız, arkadaş listenize ya da takipçilerinize gerçekten gösterildiğinden ve taktik surette sansürlenmediğinizden emin olunuz. 


Çanakkale anıtı yıkılmalı. Çanakkale anıtı Masonik, Siyonist manalar içeren bir anıt | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, çanakkale anıtı, çanakkale savaşı, içimizdeki israil, masonlar, mehmet fahri sertkaya, müslüman genç, siyonistler,

SÖKÜN, ÇIKARIN şu hain hançeri, aziz şehitlerimizin göğsünden!


BU ABİDE/ANIT KİMİN ABİDESİ?

Bilmiyor isek birisi öğretsin. Yanlış biliyorsak birisi doğrusunu anlatsın. Bu abidenin Türk ve İslam kültürü ile nasıl bir alakası var?

Bunun neresi sanat, neresi estetik, neresi derinlik? Nerede nakış nakış Türk ve İslam kültürü?

Bu millet "Çanakkale unutturulmasın" dedi diye, baskı/kamuoyu oluşturdu diye, oraya dikilecek anıtını şeklini ve manasını bile #İçimizdekiİsrail mi belirlemeliydi?

Şu Çanakkale anıtı nedir?

Şu Çanakkale anıtı nedir, var mı kültürümüzde eşi
Yaptıran masonların kahkaha attı dördü beşi

Ne hayâsızca bir iştir ki, şüheda hep rahatsız
Nerde, müslüman işi değil bu, adeta Fransız

Kaynıyor kum gibi, memleketin içi gizli Yahudi
Anıt isteyince millet, Çanakkale'ye işte bu dikildi
Cümle mason, Sabetayist ittifak etmişlerdi yine
Titrer bu millet, bir gün dönerse şayet kendi özüne
Sökülür şühedanın bağrından bu masonik abide

Bu taşındır diyerek dikenler bu anlamsız sütunları
Çoktan örmüşlerdi memleketin içinde ihanet ağları

Sen bu sütunların altında, ararken tarihini heyecanla
Onlar seni değil, dedeni de kandırmışlardı müfredatla

Sen ki içimizdeki İsrail'i yıkacak neslin güzide ferdisin
O dört uçlu hain süngüyü atanın bağrından sökeceksin
Sen ki memleketi kuşatmış, içeriden boğuyor iken bu hainler
Bütün tuzaklarının bozulacağı vaktin şanlı neferisin


DİKKAT! Bu yayınımızı, Facebook, Instagram, WhatsApp ve benzeri Amerikan/Siyonist menşeli ortamlarda paylaşırsanız, arkadaş listenize ya da takipçilerinize gerçekten gösterildiğinden ve taktik surette sansürlenmediğinizden emin olunuz. 

Düşman yutan bulutların gizemi: Çanakale'de UFO'lar da mı vardı? Başka dünyaların Müslüman insanları da mı oradaydı? | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, uzaylı, uzaylılar müslüman mı, 18 mart çanakkale, çanakkale savaşı, gerçek yüzü, yedikıta dergisi, roswell ufo kazası,

BULUT MU, UFO'LAR MI?


Çanakkale savaşları sırasında İngiliz taburunu yutan "bulutlar" gerçekten bulut olabilir mi? Yere inip, Müslüman askerler çok dar bir anda iken İslam düşmanı askerleri yutup sonra yükselen şeyler bulut olabilir mi? Yoksa şimdilerde yüzleştiğimiz, iyice duyup öğrendiğimiz, 'Başka dünyaların Müslüman insanları' ve onların UFO'ları olabilir mi?

Çanakkale savaşları sırasında İngiliz Norfolk taburunu yutan bulutu tarif eden Anzak askerlerinin tariflerine çok dikkat etmek gerekiyor. Önce, olayın görgü şahidi olan 20'den fazla Anzak askerinin özetle neler anlattığını aktaran video kesitini çok dikkatlice izleyin.



➥ Gün ışığında, hava berrak ve bulutsuz iken, sadece altı ya da sekiz adet, bulut olduğu düşünülen şeyler görülüyor.

➥ Bulut olduğu düşünülen bu şeylerin hepsi birbirinin eşi gibi, ekmek somunu şeklinde ve aynı boylarda oldukları, sanki katı cismi/maddesel yapıları olduğu, gri renkli oldukları görülüyor.

➥ Hava rüzgarlı olmasına rağmen bu bulutların biri bile hareket etmiyor. Oldukları yerde sabit durabiliyorlar. Rüzgara rağmen şekilleri de değişmiyor. Bunlardan birinin dağın tepesine inmiş olduğu da kayda geçiyor. 

➥ Bulut olduğu düşünülen şey, bir hortum oluşturmadan, altındaki İngiliz askerlerini doğrudan kendine çekip alıyor. Şurası da çok mühimdir ki son İngiliz askerini de alınca, yavaş yavaş ve dikey olarak yükseliyor. Diğerlerinin hizasına gelince de, hepsi beraber birden aynı hızda kuzeye doğru oradan uzaklaşıyorlar.


➥ Herkes ilk UFO vak'asının ve kazasının 1947'de Roswell'deki, Amerika'ya ait, dünyanın ilk ve tek Atom Bombası Üssü'nü gözetlerken düşen UFO olduğunu bilir ama bu bilgi doğru değildir. 1897 yılında Amerika'da Texas’ın küçük bir kasabasındaki bir çiftliğin değirmenine de bir UFO düşmüştü. Görevlendirilen ordu yetkilisi bile olay hakkında hazırladığı raporda “Bu dünyadan değildir” ifadesini yazdı. Kazada ölen uzaylı ise kasabanın mezarlığına gömüldü. Olaya onlarca kasabalı şahit oldu ve sonraki süreçte çok sayıda basın görevlisine, kimliklerini gizlemeden gördüklerini anlattılar. Bu hadise Aurora Kazası olarak isimlendirilir. Dolayısı ile, Çanakkale savaşlarının yaşandığı 1915 senesinden 15-20 sene önce bile UFO kazaları yaşanmıştı. 



Dahası da var.

13 Mart 1890 tarihinde Osmanlı'daki Sabah gazetesinin, Fransa'da UFO görüldüğü iddiası ile yaptığı haber. Yedikıta dergisinin Ekim 2013 sayında konu edildi. 

Yıllardır, Akademi Dergisi ve SpaceExplorer.TV sitelerimizde ve bunların sosyal ağ sayfalarında, uzaylıların da bizler gibi insan olduklarına, dinden mükellef olduklarına ve binlerce senedir dünyamıza geldiklerine dair somut yüzlerce delil paylaştık. Bunları da inceledikçe göreceksiniz ki, 1915 yılında bu UFO'ların Çanakale savaşları sırasında bölgede olmaları ve uygun gördükleri anlarda müdahil olmaları son derece normal... Hatta bu yüzlerce yayını inceledikçe göreceksiniz ki, 1945'ten bu yana dünyamızda nükleer savaşlar yaşanmıyorsa, bunu da UFO'lar ile gizlenerek gelip, hiçbir şeye zarar vermeyen uzaylı Müslüman insanlara borçluyuz. Bunu en saygın NASA astronotlarına kadar çok sayıda yetkili ve etkili isim itiraf etti. 

 Mehmet Fahri Sertkaya (17 Mart 2015)




İşte SpaceExplorer.TV sitemizdeki, bu konu ile ilgili yüzlerce yayınımızdan birkaçı...

mehdi amca, Merih, Müslüman uzaylılar, Mars'lılar müslüman mı, Mehmet Fahri Sertkaya, akademi dergisi, Süleyman Hilmi Tunahan, UFO, Uzaylılar da insan mı?,











Çanakkale'nin baş komutanı kimdi? Amiral Liman Von Sanders | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

çanakkale savaşı, I. Dünya Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale yalanları, amiral liman von sanders, esad paşa, enver paşa, ian hamilton, Türkiye'de beş sene, mehmet fahri sertkaya, akademi dergisi

1915’te, Çanakkale Savaşlarında Osmanlı kuvvetlerini yöneten Alman Deniz generali (amiral).

Çanakkale'yi savunan Osmanlı 5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders Osmanlı Devleti'ndeki Alman Danışma Kurulu Başkanıydı. 

Bakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı makamlarından sonra, cephe içerisindeki en yetkli komutandı. Bu yönden bakıldığında Çanakkale Savaşında Başkomutandı..

Miralay (Alay komutanı, albay) Mustafa Kemal ise O'nun emrine bağlı albaylardan sadece biriydi ve 19. ihtiyat (yedek) tümen komutanıydı. Liman paşa, Esad paşa ve Enver paşa ile sıkı bir iletişim halinde Çanakkale'de ki savaşlarımızı yönetmiştir. O tarihlerde Osmanlı ordusu ve donanması içerisinde 40.000 e yakın Alman subayının görev aldığı bilinmektedir.

Almanlarla bu derece içli dışlı olmamız ve 1. Dünya savaşında yanlış bir kararla Almanlarla müttefik olup, tamamen onların menfaatine uygun olarak savaşmamız, Talat, Enver ve Cemal paşa üçlüsünün gafleti yada ihanetidir.


OTTO LIMAN VON SANDERS

Otto Liman Von Sanders:

17 Şubat 1855 senesinde Pomeranya’da, Stolp şehrinde dünyâya geldi. 1913 senesinde Kasel’deki 22’nci Piyade Alayında Orgeneral iken Balkan Savaşlarında yıpranan Osmanlı ordularını ıslah etmek için Türkiye’ye gönderildi. Rusya, Osmanlı kuvvetlerine bir Alman generalinin gönderilmesini şiddetle protesto etti. Liman, askerî yönetimde yaptığı reformlar yüzünden Enver Paşa ile anlaşamadı. 1915 senesinde Beşinci Ordunun başında, Çanakkale ve Gelibolu’yu İngiliz ve Avustralya donanmalarına karşı başarılı bir şekilde savundu. İngilizlerin câsusluk faaliyetleri sonucu, verdikleri büyük zâyiatı, istihbârât tedbirleri aldırarak önledi. Câsusluk faaliyetlerini Padişah’a rapor etti. Liman, bu başarısından sonra 1 Mart 1918’de Suriye ve Filistin’deki Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci ordulardan meydana gelen Yıldırım Orduları grubunun başına getirilerek, İngilizlerin daha fazla ilerlemesini durdurdu. Ancak İngiliz generali Edmund Allenby, başarı göstererek bu cepheyi çökertti (Eylül 1918). Liman, Birinci DünyâSavaşı sona erip Mondros Mütârekesi imzâlanınca Almanya’ya döndü ve 22 Ağustos 1929 senesinde öldü.

İngiliz Generali Hamilton, Liman’ın Gelibolu’daki başarısını Hâtırât’nda övmüştür.Türkiyede Beş Sene (Fünf Jahre in Türkei) ve Silahlanmış Millet adlı iki eseri vardır.

Çanakkale'nin gerçek tarihi için Mehmed Niyazi Özdemir 'in "Çanakkale Mahşeri" isimli mükemmel eserini okumanızı tavsiye ederiz..

ÇANAKKALE MAHŞERİ KİTABININ ÖZETİ;

Bu eser insanlığın kaderinin düğümlendiği Çanakkale Şavaşı’nı ilk kurşunun atıldığı andan başlayarak son düşmanın topraklarımızdan kovulmasına kadar yansıtmaktadır. 

İngiliz Fransız ve Ruslardan oluşan Müttefikler; Osmanlı Almanya ve yandaşlarıyla birçok cephede savaşmaktadırlar. Ruslar Almanlar karşısında yenilgiye uğramaktadır. Müttefiklerin Çanakkale Boğazı’nı geçip Ruslara yardım etmek istemeleri Çanakkale cephesinin açılmasına neden olmuştur. Bu cephede; başarılı olurlarsa; Osmanlı ortadan kalkacaksavaşa girme konusunda tereddüt eden Balkan devletleri Müttefiklerle birlik olacak ve Avusturya ve Almanya doğudan da sıkı bir çembere alınacaktır. 

Müttefikler; Limni Bozcaada ve Gökçeada’da üs kurmuşlardır. Sayı ve malzeme bakımından Türklerden çok daha üstündürler. Türk savunmalarını yıpratmak için sık sık bataryalarımız bombardıman edilmektedir. Düşmanların 276 topuna karşılık çoğunun atış menzili pek uzun olmayan 78 topla karşılık verilebilmektedir. Bununla birlikte Müttefiklerin zırhlı donanmaları da çok kuvvetlidir. Düşmanlar önce uçakla keşifte bulunup daha sonra gece bombardıman yapmaktadırlar. Bütün bunlara karşılık olarak Türkler şaşırtma taktiği ile seyyar topçu birliklerini kurnazca sık sık yer değiştirerek savunma yapmaktadırlar. Tüm bu çabalar sadece Müttefiklerin merkez tabyaları rahatça dövmelerinimayın tarama gemilerinin ileri sokulmalarını engelleyebilmektedir . Bir bombardıman sırasında Seyit adlı bir er vatan sevgisi ve iman gücüyle 276 kiloluk mermiyi tek başına yerleştirir ve düşman gemisini dördüncü denemesinde batırır. 

Sadece donanma saldırısının yeterli olmadığına karar veren düşmankaradan saldırmak için de hazırlanır. Seddülbahir ve Kocatepe’den çıkarma yapmayı düşünürler. Bunu bekleyen Türkler gerekli yerlerde tünellersiperler hendekler kazar ve mayın döşerler. Düşman şaşırtma amaçlı sahte çıkarmalar da yapar. Esas kanlı boğuşma Seddülbahir’de olur. Tüm bu ağır şartlara rağmen Türklerin devamlı hücum tazelemesi psikolojik yıkımı arttırır. Düşman Seddülbahir’i koruyan Türk birliklerini arkadan sarabilecekleri Aytepe’yi ele geçirmek istemektedir. Planladıkları üç yerde de (Kumkale Arıburnu ve Seddülbahir) tutunmayı başarırlar. Zaten sayıları az olan Türk kuvvetleri daha fazla savunamayıp geri çekilirler. Yaralıları düşman insafına bırakmak zorunda kalırlar. Bu rada Yavuz zırhlısı yola çıkar ve Anadolu’dan da yardım gelir. Türkler takviye ve intikam gücüyle saldırırlar ve Müttefikler çözülür. Bırakılan esirlerimiz anlaşmaya aykırı olmasına rağmen yakılarak öldürülürler. 

Donanmaların yardımıyla Kara Kuvvetleri yerleşir. Barbaros ve Turgut Reis gemileri düşman kara kuvvetlerini bombalayıp Türk askerlerine maddi ve manevi yardımda bulunmaya çalışırlar ama düşman gemileri yanında hiç kalırlar. Anzaklar da Kocaçimen ve Conkbayır’ına saldırırlar. Bombardımanın ardından Fransızların desteği ile batıdan çıkan İngilizlari durduramayız. Müttefik uçakları Türklerin moralini bozacak yazılar atarken Türk erleri bunlara aldanmayıp mücadelelerini sürdürmektedir. Türklerin gece baskınlarıyla büyük ölçüde bozguna uğrarlar. Büyük hücum için yeni İngiliz Fransız ve Hint birlikleri adalara sevk edilirler. Taaruza başlarlar. Ama kısa sürede takviye güçlerle Türkler savunmadan taaruza geçiyor. Denize doğru ilerlemeye başlarlar. Donanma ilerlemeyi durdurmak için kendi kayıplarını da göze alarak ateşe başlarlar. Düşman gemileri batırılır. Gemidekileri kurtarmaya gelen botlar menzilde olmalarına rağmen bir şey yapamazlar. Majeste zırhlısı da Alman denizatlısı tarafından batırılır. 

Arıburnu’nda iki tarafında savaşacak hali kalmaz. Birbirleri ile selamlaşmayayazışma ya ve alışverişe bile başlarlar. Elli bin kişinin Suvla’dan çıkıp öldürücü darbeyi vurması planlanır. Kireçtepe’de göstermelik çıkarma yaparlar. Düşman birçok yoldan saldırıya başlar. Suvla’ya esas taarruzu yapmaya çıkan düşman askerleri güneşlenir. Bu arada Türkler takviye kuvvet alır. Albay Ahmet FEVZİ İstanbul’a çağırılır yerine M.Kemal gönderilir. Türkler çok dikkatli ve bir şekilde verilen emirleri ne pahasına olursa olsun yerine getirirler. Düşman askerleri atılganlık göstermez. Komutanlarını kaybeden Türk askerleri dağılmazlar daha da galeyana gelirler. Düşmanlar Cokbayırı’nda gece yarısı bombardımana başlarlar. Sonra taarruza geçerler. Tam tepeye çıktıklarında Türk bombardımanı başlar. Müttefikler tüm çabalarına rağman tutunamazlar. İnsan ruhunu yenmenin mümkün olmadığını anlayıp geri çekilirler. Türkler asker sıkıntısı çekmektedirler. Medrese öğrencileri ideallerini okullarını hayallerini bırakıp savaşa katılırlar. Kış gelip havalar soğuyunca başlayan yağmurlar işlerini zorlaştırır. Siperlerde adım atılamaz yataklar ıslanır. Köylülerin kışlık ekinleri ateşe verilir. Yeni gönüllülere asker elbisesi verilmez. Ancak bazılarına yazlık elbise verilebilmektedir. 

Bulgarlar boğazın geçilemeyeceğini anlayınca Osmanlı-Almanya tarafını tutar. Berlin-istanbul arasındaki demiryolunun güvenliğe kavuşmasıyla malzeme akışının kolaylaşması Müttefiklerin işini zorlaştırmıştır. İngiltere Yüksek Savunma Konseyi bu defteri uygun bir şekilde kapatmek ister ve Hamilton’u görevden alır. Süper güç Müttefikleri ile birlikte hasta adamın(Kitapta Osmanlı Devleti’ne hasta adam tabiri kullanılmaktadır) önünde dize gelir. Müttefikler geceleri gizlice çekilirler. Türklerin şüphelenmesini engellemek için ara sıra top atışı yaparlar. Türkler insan üstü çabalarının sonucu birçok kayba rağmen vatanını savunurlar. Sonunda zafer biz Türklerin olur.






DİKKAT! Bu yayınımızı, Facebook, Instagram, WhatsApp ve benzeri Amerikan/Siyonist menşeli ortamlarda paylaşırsanız, arkadaş listenize ya da takipçilerinize gerçekten gösterildiğinden ve taktik surette sansürlenmediğinizden emin olunuz. 

Bu güne değin en çok tıklanılanlar